ÜÇ RENKLİ MASAL


   Bir varmış bir yokmuş, adını kimsenin bilmediği bir ülkenin, yine adını bilmediği bir köyünde bir deli yaşarmış. Bu deli bir gün yerde bulduğu odun parçasını kör bıçağıyla yontmaya başlamış. Yontmuş, yontmuş, yontmuş bir de ne görsün, odun bir kuklaya dönüşmemiş mi? Hem de konuşan bir kukla:
 
    ‘‘Bak deli, ben bir kuklayım ve beni kullanarak çocuklara eğlenceli ve eğitici oyunlar oynayabilirsin.’’ demiş kukla.
 
    Deli cevap vermiş:
 
    ‘‘Çocuklar eğitici oyunlarla eğlenince ne olacak ki? Bu ne işe yarar ki?’’
 
    Kukla gülümseyerek bakmış bizim deliye ve cevaplamış.‘‘Buna tiyatro denir. Çocuklar eğlenerek öğrendikleri güzellikleri yaşam boyu kullanacaklar. Dünyaya barışı, sevgiyi, kardeşliği getirecekler böylelikle. İnsanlar huzur içerisinde yaşamlarını sürdürecekler.’’
 
‘‘E-ee, hadi öyleyse çocuklara bu güzel haberi hemen verelim’’ demiş deli neşeyle ve yola koyulmuşlar.
 
    Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe demeden, bayır, çamur demeden dağları aşmışlar. Ve sadece çocukların yaşadığı bir köye gelmişler. Ama bu köyün tam girişinde badem bıyıklı, tıknaz kılıklı, ayağında kundura, kafasında kumbara olan bir adama rastlamışlar. Adam:
 
    ‘‘ Hooop, hooop, kardeşim nereye?’’ diye ünlemiş.
 
    Bizimkiler de meramlarını anlatmışlar bu badem bıyıklı, kumbara kafalı adama. Ama adam hiç oralı olmamış. -Nereliyse artık-
 
    ‘‘Yassah hemşerim, yassah’’ demiş.
 
    Nereli olduğunu bilmedikleri ama hemşehirleri olduğunu iddia ettikleri badem bıyıklı, kumbara kafalı adam onları köyden içeri sokmayınca çaresiz geri dönmüşler.
 
    Gökten üç elma düşmüş, yeşil renkli elmayı bizim deli yemiş, kırmızı renklisini ise kukla. Ötekisinin de içinde boz renkli bir kurt çıkmış. Onlar erememişler muradlarına ama bizim kuklacı deli odun yontmaktan vazgeçmemiş ömrü boyunca.

İzlenme Sayısı:2646

  • PAYLAŞ