AÇIKGÖZ YAZAR


İlk romanı her halde beğenilmemişti ki çok az satmıştı. Hatta morali o kadar çok bozulmuştu ki bir müddet yeni kitap yazayım mı yazmayayım mı diye tereddüt içerisinde kalmıştı.

                          İkinci romanı da pek ilgi görmemişti. Üçüncü romanı da okur kitlesinin artmasına neden olamamıştı. ‘‘İşim çok zor’’ diye düşündü. ‘‘Galiba ünlü bir yazar olma hususunda çok çaba sarf etmem gerekecek!’’

                         Dördüncü romanı beklenilmeyecek şekilde büyük bir patlama yaptı. Öyle bir konusu vardı ki roman okurlarını adeta onikiden vurmuştu. Edebiyat çevreleri, kitapseverler, editörler, hatta diğer yazarlar bile ondan bahsediyorlardı. Bu ne müthiş romandı. Yazarın önceki kitaplarını nasıl olup da iyi değerlendiremediklerine şaşırdılar.

                         Hakkında gazete ve edebiyat dergilerinde yazılanları okudukça koltukları kabarıyordu. Adı internet sitelerinde bile okunmaya başlanmıştı.

                          Dördüncü kitap, ilk üç kitabının da satışlarında patlama yapmasına neden olmuştu. Yapıtları baskı üzerine baskı yaparken beşinci kitabını da yazmıştı. Beşinci kitabı ortalığı hepsinden daha fazla sarsmıştı. Yazar tam gaz gidiyordu.

                          Ancak son zamanlarda yazarın kitaplarının korsanları çıkmaya başladığı, Ege ve Akdeniz kıyı şehirlerinde kaçak olarak basılan kitaplarının satıldığı dedikodusu kulağına geldi. Doğru olup olmadığını anlamak için her iki bölgenin sahil şeridini dolaşmaya başladı. Ayvalık, Dikili, Akçay, Foça, Kuşadası, Çeşme, Didim, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Alanya, Kaş gibi ilçelerde araştırmalar yaptı. Gerçekten eserlerinin korsan basımları vardı ve bunları gözleriyle gördüğünde şok oldu.

                         Yazar bu durum karşısında bir strateji belirledi. Bir bakıma korsan romanlarının çıkması işine geliyordu. Yirmi liralık kitabı beş liraya satılıyordu ama çok sayıda insan kitaplarını alıyor, daha geniş kitlelere ulaşıyor, bu sayede ününe ün katılmış olunuyor, Türkiye’nin her tarafında bilinen hatta yurt dışında bile tanınan bir yazar haline gelmeye başladığını hissediyordu.

                          Açıkgöz yazar; altıncı, yedinci, sekizinci kitaplarını da çıkardı. Artık çok meşhurdu. Kitapları peynir ekmek gibi satılıyordu. Gazeteler, dergiler, hatta kitaplar hep ondan bahsediyordu. Adı okul kitaplarında bile geçmeye başlamıştı.

                          Çeşitli yerlerde imza günleri düzenliyor, sohbetler yapıyor sık sık ‘‘korsan yayıncılığın kötülüğünden’’ de bahsediyordu. Bir yandan da içinden ‘‘ basın arkadaşlar basın, ne kadar korsan baskı yaparsanız o kadar daha çok meşhur olurum’’ diye söylenip seviniyordu.

                         Diğer kitapları da peş peşe gelmeye başlamıştı. Açıkgöz yazar yazıyor, yayın evleri basıyor, korsanlar çoğaltıyor, okurlar yeni kitaplarına saldırıyorlardı. Böyle giderse Avrupa Edebiyatında da önde gelen bir yazar olacak, hatta Nobel’ e bile aday gösterilecekti.

                        Yaz aylarında tanınmamak için gözüne siyah gözlük takıyor, garip kıyafetlerle sahil şehirlerinde tebdil geziyor, korsanların faaliyetlerini kontrol ediyordu. Kitaplarının ne kadar korsanı basılırsa, ne kadar kaçak romanı satılırsa kendisi için o kadar iyiydi. Toplantılarda, sempozyumlarda, edebiyat günlerinde, kitap fuarlarında ise ‘‘ kaçak  yayıncılığın, korsan kitapçılığın haksızlık ve kötülüklerinden’’ bahsetmeye devam ediyordu.

                        Birkaç yıl daha yeni kitaplar yazıp, dünya çapında bir yazar haline gelince; bu korsanlıktan kendisi bile sıkılmış, bu kaçakçılığa artık dur demenin zamanı geldiğini hissetmişti.

                        Açıkgöz bir yazardı. Bir şeyler yazdı. Bir iki kitap bastırdı. Korsanlara göz yumdu. İyice ünlü oldu. Yazdığı romanların edebi olması hiç önemli değildi. Sanata değil ününe önem verdi. Ününü sattı. Parayı kaptı. Köşeyi iyice döndü. Şimdi de Nobel bekliyor. Korsan yayıncı ve satıcıları da şikayet etmeye hazırlanıyor.


İzlenme Sayısı:274

  • PAYLAŞ