ÇEKİRDEK


                        Karşısındaki insanın Sökeli Şehit Cafer Efenin arkadaşı olduğunu söylemişti dedesi daha  evvel . Caferaki’nin adamlarındandı pos bıyıklı efe. Ve dedesinin arkadaşıydı.


                         Göz kapakları adeta kapalıydı, gözleri görünmüyordu. Kalın ve uzun kaşlar, sapsarı saçlar,üste doğru kıvrılmış gür bıyıklar,kocaman kulaklar,sert bir sima…

                          Giritliydi dedesi. Efe arkadaşı da Giritliydi. Ancak iki Giritli arasında dağlar kadar fark vardı. Dedesi ince, uzun, kibar, neşeli ve güler yüzlü bir insandı. Pos bıyıklı Efe ise tıknazca, ne düşündüğü hiç belli olmayan, asık yüzlü, çok az konuşan, garip tavırlı bir adamdı. Arasıra elini kalın ve sarı bıyıklarına götürüp burmaktan çok hoşlandığı belli idi.


                           Dedesi Girit adasındaki katliamlardan Türkiye’ye kaçıp gelmiş köy kökenli Türklerdendi. Girit’in doğusunda kıyımlar erken başlamıştı..Esnaflıkla uğraşmış dedesinin yumuşak,dervişane bir tabiatı vardı. Kalender bir insandı. Karıncayı bile ezmemeye çalışırdı. Pos bıyıklı Efe ise başından çok acılı olaylar geçmiş, efe arkadaşlarıyla beraber çeşitli çatışmalara girmiş, ateş çemberinden geçmiş bir Kuvayı Milliyeci, yaman bir gerilla, çok kelle almış,çok ceset çiğnemiş,çatal yürekli bir savaşçıydı.


                          Efe elindeki uzun ve sivri çakısıyla bir değneğin ucunu özene bezene sivreltiyordu. Dedesi bir şeyler anlattığı halde o başını hiç kaldırmıyor,onu dinlediğini hiç belli etmiyor,cevap da vermiyordu. İşin tuhaf tarafı dedesi onun bu haline iyice alışmış olmalı ki o da onun bu tavrına hiç gücenmiyor, sözlerine aralıksız devam ediyordu.


                          İki adam birbiriyle çok iyi anlaştığına göre onları birleştiren bir sebep olmalıydı. Belki de Efe, dedesinin yanında yılların mücadelesinden sonra huzur buluyor, ona güveniyor,onun yanında yorgun kalbini,ruhunu,beynini dinlendiriyordu. Dedesi de belki böyle savaşçı bir ruha sahip bir insanda kendi eksikliklerini tamamlıyor, Efenin onunla arkadaşlık etmesinden mutluluk duyuyordu. Belki de Girit adasından gelişleri ortak paydalarıydı. Soykırımdan kurtulan kılıç artıklarındandılar.


                         Sıcak yaz günlerinde bazen Çınarlı Kahvenin bahçesinde buluşurlar,bazen dedesi onlara gider,bazen de Efe bugünkü gibi dedesinin yanına gelir,bir ‘’Selamün Aleyküm’’patlatır,sonra İtalyan eriği,Frenk elması ve karadut dallarının birbirine karıştığı ağaçların gölgesinde oturur,dinlenirlerdi.


                         Çok meşhur olmuş bir efe değildi Pos Bıyıklı Efe. Artık çok da yaşlanmıştı. Buna rağmen enerjisini hiç kaybetmemiş oluşu dikkatinden kaçmadı. Oturuşunda da, yürüyüşünde de, küçük bıçağıyla oynayışında da bir canlılık, bir dinçlik vardı. Elini öpmeye kalkıştığında elini öptürmüyor sıkıyordu, ancak öyle bir sıkıyordu ki, ne kadar kuvvetli olduğu hemen belli oluyordu. İhtiyar gerillanın hiç yiyip içtiğini de görmemişti. Bazen Giritlilerin içtiği kekik suyundan çok daha hafif olan filiskin suyu isterdi arkadaşından, o kadar. Bu garip adam yemeyen, içmeyen, konuşmayan, gülmeyen, belki de uyumayan heykel gibi bir varlıktı.


                        Aydın topraklarında yaşayan bazı insanlar zaman zaman efelerle, zeybeklerle, kızanlarla karşılaşırlar. Bu verimli topraklar Kuvayı Milliyenin sessiz ve yaman kahramanlarının kanlarıyla sulanmıştır. Her Aydınlı bu olağanüstü insanlarla gurur duyar.


                     Bu nedenle dedeleri torunlarını ‘’Efe !’’ diye çağırırlar. Bu sebeple Aydınlılar düğünlerinde ‘’Harmandalı’’ oynarlar. Bunun için köylerinden zeybek havaları yükselir. Bu nedenle Aydındaki törenlerde oynayan kızlar ve erkekler, efeler ve kızanlarını temsil ederler.


İzlenme Sayısı:682

  • PAYLAŞ