• Ana Sayfa
  • »
  • EĞİTİMİN KARANLIK ÇAĞLARI

EĞİTİMİN KARANLIK ÇAĞLARI


Remzi, Gelişim Psikolojisi öğretmeni Leyla Hanım’ın öğrencilerin de ilgiyle dinledikleri sözlerini defterine not alırken “Booooooooooommmm!” diye bir gürültü duyuldu. Sınıfta öğrenciler belirli belirsiz bir şeyler mırıldandılar.Okulda yine bölümlerden birine bomba atılmıştı. Çok geçmeden bahçeden büyük gürültüler gelmeye başladı. Dışarıdaki öğrenciler yeri göğü inleten sloganlar atıyorlardı.

Remzi; okumayı çok seven, derslerini düzenli olarak çalışan, bir şeyler öğrenmek isteyen ve daha sonra öğrencilerine öğretme aşkıyla yanıp tutuşan, idealist bir öğretmen adayı idi.

Liseyi bitirdikten sonra öğretmen okuluna girmiş, ancak yüksekokulun çok tuhaf bir yer olduğunu yeni yeni anlamaya başlamıştı. Okula her sabah geldiklerinde kapıda bekleyen polisler, öğrencilerin üzerilerini arayıp tarıyorlar, dakikalarca süren arama kuyruklarından sonra okulun bahçesinde gruplar halinde toplanan öğrencilerin bir kısmı İstiklâl Marşını, bir kısmı da Enternasyonal Marşını söyleyerek kendi bölümlerine giriyorlardı.

Türkiye çok karanlık bir dönemden geçiyordu. Eski devlet adamları, tanınmış gazeteciler, sendikacılar, dernek yöneticileri ve yüzlerce öğrenci öldürülüyor, yaralanıyor, kan gövdeyi götürüyordu. Okulların içi ve çevresi savaş alanı gibiydi. Öğrenciler birbirleriyle ve polisle çatışıyor; bombalar, dinamitler patlıyor, silahlar konuşuyordu. Kahvehaneler, evler, öğrenci otobüsleri taranıyor, özellikle büyük şehirlerde anarşi durdurulamıyordu.

Bu kargaşalık içerisinde Remzi ileride öğretmen olup öğrenci yetiştirmek aşkıyla kıvranıyor, kelle koltukta da olsa okuluna gidip derslere girmeye, bir şeyler öğrenmeye ve sınavlarını vermeye çalışıyordu. Ancak kargaşa bitmek bilmiyor, gruplara ayrılmış gençler, dernekler, hatta öğretmenler ve hatta polisler hergün birbirlerine giriyor, okul hayatı eğitim yeri olmaktan çıkıyordu. Boykotlar, sloganlar, kavgalar, çatışmalar, tartışmalar bitmek bilmiyor; eğitim kuruluşları can güvenliğinden yoksun vaziyette varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlardı.

Bazen aniden sınıfların kapısı açılıyor, öğrenciler silah zoru ile okul dışına çıkarılıyor, çatışmada ölen arkadaşlarının cenazesini kaldırmak için yürüyüşe zorlanıyor, pankartlarla, sloganlarla mezarlığa kadar cenazeyi götürüp gömdükten sonra dağılıyorlardı.

Hem öğretmenler hem de öğretmen adayları yaşadıkları anarşik hayattan büyük sıkıntı duyuyorlar ve ülkenin gidişatından sürekli şekilde endişe ediyorlardı. Bu kaos,bu kargaşa,bu terör günlerce sürdü. Öğrencilerin ve öğretmenlerin okula sağ salim gitmeleri ve akşam evlerine sağ salim dönmeleri mucize haline gelmişti.

Remzi, Cumhurbaşkanı’nın duruma neden el koymadığını, Başbakan’ın, Bakanların, Milletvekillerinin hatta senatörlerin dernekleri neden kapattırmadıklarını bir türlü anlayamıyordu. İktidarlar, hükümetler değişiyor , öğretmenler şehirden şehre sürülüyor, bazı öğrenciler okullara sokulmuyor, yeni yeni öğrenciler eğitim kurumlarına hakim hale getiriliyordu.

Öğretmen adayı Remzi’nin daha fazla dayanacak hali kalmamıştı. Okuldan ayrılmaya, eğitimini bırakmaya karar verdi. Okuldan çıktı. Askerlik şubesine gidip kaydını yaptırdı ve birkaç ay sonra da vatani görevine başladı. Hiç değilse askeriyede düzenlilik ve can güvenliği vardı.

Remzi’nin öğretmenlik sevdası ve öğretmen adaylığı yılları karanlık bir şekilde kapandı.

Remzi, yitik kuşağın genciydi. Anarşi yıllarının talihsiz öğrencilerindendi. Eğitimi yarıda kalmıştı. Öğretmenlik eğitimine buruk bir şekilde elveda demek zorunda kalmıştı.

Remzi şimdi bu çağın öğrenci ve öğretmenlerine imrenerek hayatını sürdürüyor. Ve o acı yılların hatıralarını bazen aklına getiriyor, şanssızlığına yanıyor. O, anarşinin yitik kuşağından olmasaydı şimdi öğrencilerinin “Remzi Öğretmen”i olacaktı.


İzlenme Sayısı:531

  • PAYLAŞ