SÜRPRİZ YOLCULUK


Tren istasyonu Cemal’lerin evlerinin karşısındaydı. Bu nedenle bebeklikten alışıktı tren düdüğünün sesine. Düdüğü duyduğunda tren geliyor diye hemen pencereye koşardı.

Çocukluğu istasyon çevresinde geçti. Bazen raylara kadar ilerliyor, diz çöküp başını raylara dayıyor, kulağıyla trenin gelip gelmediğine bakıyordu. İstasyon binalarına girip çıkıyor, kutu kutu tren biletleri biriktiriyor, lokomotifin duraklama anında kompartımanlara dalıyor, vagonların içini dolaşmaktan büyük zevk alıyordu.

Günlerden hangi gün, yıllardan hangi yıl tam hatırlamıyor; Cemal, mahallede oynarken uzaktan tren düdüğünü duyunca oyunu hemen bıraktı. İstasyona koşturdu. İşte kara tren karşıdan geliyordu. Hem de gelen yassı bacalı kara trendi. Her nedense uzun bacalı treni fazla sevmezdi.

Tren dumanlar çıkararak stop ettiğinde kaşla göz arasında vagonlara atladı. Mutluluk içerisinde içeriyi dolaşmaya başladı. Koltuklara oturdu, kalktı. Bütün kompartımanları dolaştı. Tren bomboştu. Yolcular inmiş, biletçi inmiş, vagonlar bomboş kalmıştı. Biraz daha dolaşayım derken trenin sallandığını duydu. İnmek için kapıya koşmaya çalıştı, ancak geç kalmıştı. Tren hareket etmişti. Az ileride kördurak var, nasıl olsa geriye gelir tekrar istasyonda durur diye düşündü.

Nitekim tren geriye dönmüştü. Yine istasyona doğru gidiyordu. Ancak bu sefer istasyonda durmayınca Cemal çok heyecanlandı. Durdurmaya kalksa durduramazdı, vagonlarda kimsecikler de yoktu. Pencereden elini sallasa bile onu kimse göremezdi, tren istasyondan iyice uzaklaşmaya başlamıştı.

Cemal hareket halindeki trenin penceresinden dağları taşları, dereleri tepeleri, ağaçları tarlaları, ovaları bağları seyretmeye başlamıştı.

Söke’nin dışına çıktıklarını fark etti. Heyecanını ve korkusunu yenmeye çalışıyordu. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Trenin varacağı son noktaya kadar gitmek zorundaydı. Küçüklüğünden beri trene binmek, trenle yolculuk etmek isterdi. İşte bu şimdi gerçekleşiyordu. Biraz da bu olağanüstü durumu iyi tarafından almaya çalıştı. Pencerenin camını açmış, “Çuff çuff çuff çuff çuff “ve ara sıra “ ddiiiiiiiitt ddiiiiiiiit! “ sesleri arasında doğa manzaralarını seyrede seyrede seyahat ediyordu.

Nihayetinde tren bir şehre yaklaşmaya başlamıştı. Şehrin içerisinde bir istasyonda durduğunda burasının “Selçuk İstasyonu “ olduğunu anladı. Tren durduğunda kimseye görünmeden aşağıya indi. Küçük bir binaya yaklaşıp içeriye girdi. Masada oturan memura trenin Söke’ye ne zaman gideceğini sordu. Memurdan iki saat sonra İzmir’den gelecek olan trenin buradan Söke’ye hareket edeceğini öğrendi.

Cemal çaresiz iki saat Selçuk’un sokaklarında dolaştı. Bazen duvarlarda oturdu, çeşmelerden elini yüzünü yıkadı, su içti. Uzaktan Selçuk kalesini seyretti. Ana caddeden gelen geçen arabalara, parkta oynayan çocuklara baktı durdu. Bir iki kez de salıncağa kendisi bindi. Düdük sesini duyunca hemen istasyona koşturdu. Söke’ye gidecek tren bu olmalıydı. Lokomotif durunca Cemal etrafına dikkatlice bakınıp kimseye görünmeden vagonun birine atladı.

Bir müddet sonra Cemal yine Söke tren istasyonundaydı.

Aşağıya atladığında onu yine gören olmamıştı. Mahallelerine girdiğince sokakta oynayan çocukların kendisine koşturmadıklarını görünce kimsenin olaydan haberi olmadığını anladı. Ne arkadaşları, ne annesi, ne babası, ne dedesi, ne ninesi… Hiçbirisinin, hiçbir şeyden haberi yoktu. Herhalde sokakta oynadığını zannediyorlardı.

Cemal o günden sonra bir daha trenlerin içine hiç atlamadı. Tren sevgisi çok güzeldi ama bir daha sürpriz yolculuk yapmak istemiyordu. 


İzlenme Sayısı:661

  • PAYLAŞ