SANAL ALEM DUVARLARI


 İnternet hayatımıza girdi gireli sosyal anlamda büyük değişimler katettik. Daha az konuşuyor, daha az görüşüyor, daha az sokaklara çıkıyoruz. Hatta en büyük alışkanlığımız olan televizyonu daha az seyrediyoruz. Diziyi, filmi izlemek için internet karşısına geçmeyi televizyona tercih ediyoruz. Radyo mu, unutun onu. Onun tahtını televizyon yok etmişti, internet de televizyonu.

İnternetin her evde rahatlıkla kullanılabilir olmasıyla toplumun her tabakasından insan, çoluk çocuk demeden bu sanal dünyaya birden bire katılıverdi. Herkes, en azından oyun oynama, gazete okuma ya da müzik indirme gibi bahanelerle internete ihtiyaç duyar hale geldi. Bu ihtiyaçlar dahilinde sıradanlaşan internet kullanımı, insanların ömründen zaman çalan iyi ya da kötü olarak tanımlayamayacağım bir alışkanlık oldu.

Arkadaşlık siteleri bile kendi içinde evrim geçerek çağ atladı. Siberalemler’den, Yonja’lara şimdilerde Facebook’a kadar uzanan süreç yakından takip edenler için inanılmaz özellikler sergiliyor.

Hemen hemen herkesin birer Facebook hesabının olduğu günümüzde özellikle Türk insanı gündelik rutininin büyük bir kesimini Facebook üzerinde geçirmeye odaklanmış durumda. İnternet bağımlısı olanların sayısı azımsanacak kadar değil.

Her anımızı, her duygumuzu, her çalkantımızı internette yayınlar hale geldik. Kendimizi rahatlatmak için arkadaşlarımızın fotoğraflarına bakar olduk. Sanal dünyalarda çiftçilik yapıp, arabalar kullandık. Zaman zaman savaşlara katılıp elimize silahlar aldık.

Geçtiğimiz günlerde Facebook üzerinde zaman geçirirken aldığım bir mesajla arkadaşımın babasının vefatını öğrendim. Üzüntümü ne şekilde ifade edeyim derken öncelikle arkadaşımın facebook sayfasına bakmak aklıma geldi. Acaba bu durumda onun sayfasında, onun yaşadığı bu durumla ilgili bir şeyler yakalar mıyım diye düşündüm. Teselli için telefona sarılmak mantıksızdı. Çünkü taze olan bir acının yaşandığı anda telefon açıp “acını paylaşıyorum” demenin dayanılmaz anlamsızlığını yaşatacak kadar cesarete sahip değildim. En iyisi biraz daha bekleyip yüz yüze karşılaştığımda başsağlığı dilemek derken, arkadaşımın facebook sayfasında duvarına yazılan bir ileti dikkatimi çekti:

-“Başın sağolsun canım, çok üzüldüm.”

Yine benim de tanıdığım birinin arkadaşıma başsağlığı dileğini ilettiği bu cümle beni oldukça sinirlendirdi haliyle. Yuh dedim kendi kendime. Ne hale geldik artık?

O kadar alıştık ki masa başından yapmaya her şeyi, başsağlığını bir cümleyle, facebook duvarından halletmeyi bile kendimize yakıştırır olduk…


İzlenme Sayısı:1195

  • PAYLAŞ