• Ana Sayfa
  • »
  • TÜRKLERDE EĞİTİM VE BİLİM

TÜRKLERDE EĞİTİM VE BİLİM


“Yükselmiş, ilerlemiş medeni bir millet olarak medeniyet düzeninin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız.”
                                                                              Mustafa Kemal Atatürk


Türklerde İslamiyet’e geçiş öncesi döneme ait bilimsel alanda yapılmış çalışmalar kayıtlarda yoktur. Ancak her ne kadar belgeler eksik olsa da Türklerin bilimden yoksun olduklarını göstermez. Nitekim Ergenekon Destanına yansıyan Türklerin dağı eritecek madencilik bilgisine sahip olmaları, göçebelikten yerleşik hayata geçerek şehirler kurmaları, hayvancılık ve tarımda belirli bir düzeye gelmeleri bilgi seviyeleri hakkında dolaylı belgeler oluşturmaktadır. Diğer taraftan kendilerine özel “Oniki Hayvanlı Takvim” kullanmaları da astronomi alanında bilgi düzeyleri hakkında ipuçları vermektedir. Göktürklerin, Türk eğitimine yaptıkları en önemli katkı, 38 harfli gelişmiş bir alfabe bulup kullanarak, tarihte bilinen en eski yazılı eserleri Orhun Anıtlarını bize bırakmalarıdır. Uygurların kendilerine özgü oluşturdukları alfabe ile kâğıt üzerine yazmaları, Avrupa’dan yüzyıllar önce kitap basmaları kültür ve medeniyet düzeylerini ortaya koyan diğer bilgilerdir. 

Türklerin İslam kültür ve medeniyetle tanışması, sınırlı eğitim ve bilim çalışmalarının yaygınlaşmasını, eğitimin kurumsallaşmasını sağlamıştır . Selçuklular ve Osmanlılar, Türk ve İslam uygarlığı en mükemmel eğitim ve bilim kurumlarını kurmuşlardır. Bu dönemin eğitim sistemi Avrupa eğitim sisteminin gelişiminde örnek olmuştur. Arapça’da “ders okunan yer” anlamına gelen “medrese”  ilk başta Türklerin çoğunlukta oldukları Maveraünnehir ve Horasan şehirlerinde kurulmuş; Selçukluların Anadolu’ya gelmesiyle bu topraklarda gittikçe yaygınlaşmıştır. Kurulan medreselerde başta tıp olmak üzere matematik, astronomi gibi pek çok alanda bilimler okutulmuş; ilk defa burs imkânı sunulmuş ve kütüphaneciliğe çok önem verilmiştir.

Türkler İslamiyet sonrası dönemlerde bilimin hemen her sahasında önemli bilim adamları ve filozoflar yetiştirmişler ve dünya bilimine katkıda bulunmuşlardır. 11.yüzyılda Melikşah’ın kurdurduğu İsfahan Gözlemevi (rasathane), 15. yüzyılda Uluğ Bey’in kurdurttuğu Semerkand Gözlemevi, 3.Murat zamanında açılan İstanbul Gözlemevi Astronomi alanında çalışmalara imkan sağlamıştır.

Gerek Selçuklularda gerekse Osmanlılarda padişahların eğitimli olması, sanatla uğraşmaları, görgü sahibi ve deneyimli olmaları da eğitime verilen önemin bir diğer göstergesidir. Padişah hocaları vezirlerden ve diğer yüksek memurlardan daha üstün bir dereceye sahip olmuştur. Osmanlı devlet adamlarının büyük bölümü “enderun” adı verilen saray mektebinden yetişmişlerdir. 

Her ne kadar 17. yüzyıldan itibaren Osmanlılarda eğitim ve bilim gerilemeye başlasa da 18. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlılarda, Batı modelinde yeni bir eğitim sistemi kurma çabaları başlamıştır. Eğitimdeki modernleşme hareketleri sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla çağdaş standartlarda eğitim öncelikli amaçlar arasında yer almıştır.

İzlenme Sayısı:1090

  • PAYLAŞ